Gelir Dağılımı Adaletsizliği Nasıl Önlenir-Volkan Özdede

 

1.GELİR DAĞILIMI  KAVRAMI

 

 

 

1.1.Gelir  ve Gelir Dağılımı  Kavramı

 

Gelir, kişi veya grupların belirli bir zamanda elde ettikleri parasal getiri olarak tanımlanır. Geniş  anlamda bakarsak ekonomik birimlere yapılan parasal ve nesnel  aktarımlarda gelir kavramının içine girer. Ülke gelirinin kişi ve gruplar arasında   paylaşılmasını belirleyen toplumsal ilişkiler bütünü ise bölüşümü oluşturur  ve bu ilişkiler neticesinde kişilerin ve grupların elde ettiği gelire de gelir dağılımı denilmektedir.[1]

            Gelir dağılımı kavramı,bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplumun farklı kesimlerinde  nasıl bölüşüldüğünü gösteren kavramdır. Bu bölüşüm kişiler arasındaki bölüşüm,faktörler arasındaki bölüşüm,bölgeler arasındaki bölüşüm ve sektörler arasındaki bölüşüm kişisel   olarak farklı açılardan incelenir.[2]

 

1.2.Gelir dağılımı Çeşitleri

 

 

1.2.1. Faktörel (Fonksiyonel) Gelir dağılımı

 

            Bir ülkede üretim faktörlerinin oluşturulan gelirden aldıkları payı ifade eder.Üretime katılma safhasında emeği ile katılanlar ücret,gayrimenkul sahibi olanlar kira,sermaye sahipleri faiz,girişimciler de kar elde ederler.Ücret,faiz,kira,kar gelirlerinin toplamı faktör fiyatlarıyla milli geliri oluşturur.[3]Faktör fiyatlarıyla kazanılan getiriler incelediğinde,aynı faktörü elinde bulunanlar farklı gelir elde  edebilirler.[4]

Bir temizlik işçisinin,geliri ile ücretli çalışan bir mühendisin geliri farklı olabilir.

 

1.2.2.Kişisel Gelir Dağılımı

 

Kişisel gelir dağılımı,fonksiyonel gelir dağılımının bir sonucu olup milli gelirin kişiler,aileler arasında nasıl dağıldığını gösterir.[5]Kişisel gelir dağılımı gelirin nasıl,nerede  ve ne yapılarak değil,sadece bireylerin veya tüketici birimlerin belirli bir sürede  elde ettikleri geliri göz önünde tutar.Bireyler arasındaki gelir eşitsizliği incelenmek istendiğinde başvurulan kavramdır.[6]

 

1.2.3. Sektörel gelir dağılımı

 

Bir ülke ekonomisinde değişik sektörlerin, gelirden aldığı payı ifade eder.Bu sektörler genellikle tarım,sanayi,hizmetler olarak ayrılmaktadır.[7]  Gelişmiş ülkelerde tarım sektörünün payı en az,sanayi sektörünün payı ikinci ve  en fazla olarakda hizmetler sektörünün olması beklenir.Bu şekildeki gelir dağılımı ile bir ülkenin gelişmişlik seviyesi anlaşılabilir.

Bu durum üç sektör kuramı ile de ifade edilmektedir.Üç sektör kuramı göre,kalkınma sürecine giren bir ülkede tarım kesiminin payı giderek azalmakta,sanayi kesiminin payı artmakta,ülke gelişmiş ülke seviyesine geldiği durumda ise hizmetler sektörü en üst seviyeye çıkmaktadır.[8]

 

1.2.4. Bölgesel gelir dağılımı

 

Bir ülkede farklı coğrafi bölgelerin milli gelirden aldıkları payı ifade eder.Bütün  gelişmişlik düzeylerin de ülkelerde bazı bölgeler fazla gelişmiş,bazı bölgeler az gelişmiş olmaktadır.Bu durum  derece derece  kendini göstermektedir.[9]

Ülkedeki gelir dağılımı farklılıklarının ortaya çıkartılmasında bölgesel  gelir dağılımından faydalanılmaktadır. Bölgeler arası sosyoekonomik dengesizlikler bölgeler arasındaki gelir dağılımı farklılıklarının temelini oluşturmaktadır.Bu nedenle bölgeler arası gelir dağılımı dengesizliklerinin çözümünde sosyoekonomik faktörler göz önüne alınarak çözüm üretilmelidir.[10]

‘İktisaden kalkınmış ekonomilerde bölgeler arası adam başına isabet eden gelirler arasındaki fark gittikçe azalırken,bu fark az gelişmiş ülkelerde giderek büyümektedir.’[11]

 

                        1.2.5.Birincil ve İkincil gelir Dağılımı

 

Serbest piyasa ekonomisine hiçbir şekilde devlet müdahalesi olmaksızın piyasada kendiliğinden oluşan gelir dağılımına birincil gelir dağılım denilmektedir.[12]Bu dağılım,liberal  yaklaşımın benimsediği devletin müdahalesi olmadan ortaya çıkan gelir paylaşımını  bize gösterir.Birincil gelir dağılımı incelendiğinde ise devletin müdahalesinin olmadığı durumda oluşan gelir dağılımının çarpık olduğu çeşitli maliye politikaları ile devlet müdahalesinin gerekli olduğu fark edilmesi kolay bir olgudur.

            Üretim faktörleri sahiplerinin faktör payı olarak  elde ettikleri satınalma güçlerinin devletin çeşitli müdahaleleri ile değişmesine neden olması sonucu oluşan gelir dağılımına ise ikincil gelir dağılımı denilmektedir.Devletin piyasaya müdahale ederek,gelir dağılımında adaletin sağlanmasına yönelik bir rol üstlenmesi ikincil gelir dağılımı olarak da bilinmektedir.[13]

            İkincil gelir dağılımı devletin düşük  gelir gruplarını koruduğu kamu politikaları sonucu ortaya çıkan bir bölüşüm şeklidir.[14]

            Devletin,piyasada oluşmuş olan gelir dağılımını bazı araçlarla değiştirerek,daha adil bir gelir dağılımı oluşturması olarak ifade edilebilir. [15]

             

                        1.2.6.Dikey ve Yatay Gelir Dağılımı

 

            Dikey gelir dağılımı alt ve üst gelir grupları arasında,yatay gelir dağılımı ise aynı düzeydeki kesimler arasındaki  gelir dağılımı olarak tanımlanır.Negatif ve Pozitif transferler nedeniyle düşük gelir gruplarına giderek pozitif transferler isabet ederse gelir dikey açıdan dağılıma tabi tutulmuştur. Aynı gelir grubu içinde fakat farklı durumlardaki ekonomik birimlere pozitif bir gelir akım varsa yatay gelir dağılımından söz edilir.[16]

 

 

 

1.3.İktisadi Yaklaşımların Gelir Dağılımı ile İlgili Görüşleri

 

 

Gelir dağılımı sorunu dünyanın ekonomilerinin bir gerçeğidir.Her bir ekonomide kumanda ekonomileri ve  kapitalist ekonomi arasında bir yerde durmakta ekonomilere de bilinen ekonomik yaklaşımlar yön vermektedir.Gelir dağılımının nedenlerini daha iyi anlamak için İktisadi yaklaşımların gelir dağılımına bakış açılarının incelenmesi gerekir.

 

1.3.1.Liberal Yaklaşımlar

 

            Liberal iktisadi düşünce 18.y.y. sonunda ticari kapitalizmin iktisadi düşüncesi olan merkantilizme tepki olarak önce tarımsal kapitalizmin daha sonra sanayi kapitalizminin çıkarlarını savunarak ortaya  çıkmıştır.Bu düşüncenin temelini birey yani kişisel çıkarlar oluşturur.İktisadi Liberalizm’de devletin ekonomideki yeri oldukça açıktır. Devlet ekonomiden tamamen uzak durmalı ve iyi işleyen bu düzene asla müdahale etmemelidir.[17]

Liberal yaklaşımların gelir dağılım noktasındaki düşüncelerini inceleyelim.

 

 

 

1.3.1.1.Fizyokratlar

 

            Fizyokratlara göre servet üretimden doğar,Teoriler doğal düzen felsefesi üzerine kurulduğu için ekonomiye devlet müdahalesini tamamen reddederler.Fizyokratlar gelir dağılımını çözülmesi gereken bir sorun olarak görmemişlerdir.Doğal düzenin varlığı nedeniyle devletin bu alana müdahalesini gerekli görmemişlerdir.[18]

                        1.3.1.2.Klasik Görüş

Klasikler toplumu sınıflar ve bunların birbirleri ile mücadeleleri üzerinden incelemeye çalışıyorlardı. Bunun doğal sonucu olarak da, gelirin sınıflar arasında bölüşümü bu sınıfların birbirleri ile olan ilişkilerini çözümlemede önemli bir araç olarak görüldü. Klasiklerde üretimdeki tek verimli faktörün emek olduğu düşünüldüğünde, üretimden elde edilen gelirden toprağın ve sermayenin, bunun doğal sonucu olarak da emeğin, payına düşenin belirlenmesindeki düzlem bu sınıfların birbirleri ile ama başta toprak ve sermaye sahiplerinin emekçiler ile olan mücadelesi olarak görüldü.[19]

 

            Klasik iktisatta gelir,ücret,rant ve kar olarak oluşmuş ve bu parçalar fiyatı oluşturmuş diyebiliriz. Ricardo  kar ve ücretler arasında bir çelişki olduğunu,karın yüksek olduğu durumlarda ücretin düşük olması gerektiğini belirtmektedir.[20]

               

                        1.3.1.3.Neo-Klasik Görüş

            Gelir dağılımı sorunu Neoklasikler’le beraber ikinci plana itilmiştir.Kaynakların bireyler arasındaki dağılımı veri olarak alınmakta ve kaynak dağılımının toplumun refahı üzerindeki etkisine değinilmemiştir.Neoklasikler gelir dağılımının bir sorun olmadığını ve herkesin üretime katkısına göre gelir elde ettiğini savunmuşlardır.Bu durumda da devletin gelir dağılımı konusunda bir müdahaleye gerek olmadığını savunmuşlardır.[21]

 

 

 

                        1.3.1.4.Monetarist  Görüş

            Monetaristlere göre makro anlamda gelir dağılımında belirleyici olan, toplumun büyük ölçüde risk sever  olup olmamasına bağlıdır. Risk gelir dağılımını belirleyen önemli bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Friedman gelir dağılımı üzerinde pek fazla durmamıştır.Gelir dağılımını risk ve tercihler gibi kavramlarla tanımlamış ve devlet müdahalesinin olumsuz sonuçlar oluşturacağını düşündüğünden devlet müdahalesine karşı çıkmıştır. Friedman gelir dağılımı sorunları içinde negatif gelir vergisini önermektedir.[22]

 

                        1.3.1.5.Anayasal İktisat

            Anayasal iktisat,devletin ekonomik alandaki görev,yetki ve sorumluluklarını sınırlandırmaya çalışan bir iktisat teorisidir.Bütçe açığının,para arzı artışının,kamu harcamalarının,vergilemenin sınırlandırılmasını savunurlar.[23]

            Anayasal iktisat,devlet müdahalesine karşı olduğu için devlet müdahalesi ile yapılabilecek olan gelir dağılımını iyileştirici politikalar Anayasal iktisat yazınında kabul edilmez.Anayasal düzeyde oluşturulan kurallar bu alanda devlet müdahalesine izin vermediğinden anayasal iktisadın gelir dağılımını iyileştirebilecek politikalar oluşturabileceğinden bahsedemeyiz.

 

 

1.3.2.Keynesyen Yaklaşım

 

                        1.3.2.1.Keynesyen  Görüş

            Kapitalist toplumun iki iktisadi sorunundan biri tam istihdam diğerinin de gelir dağılımı olduğunu söyleyen Keynes gelir dağılımı ile tam olarak ilgilenmemiştir.Keynes gelir dağılımı konusunda tam olarak politikalar üretmemesine rağmen gelir dağılımı sorununun varlığının kabul etmekte ve devletin müdahale ederek gelir dağılımı bozukluklarını düzeltebileceğini ifade etmiştir.[24]

Keynes, gelirin yeniden dağılımında vergilerin önemli olduğunu söylemiş, etkin vergi

politikaları ile yüksek gelirli kişilerden, düşük gelirli kişilere   kaynak transferi       yapılarak  gelirin adil dağılımının sağlanabileceğini söylemiştir.[25]

 

                        1.3.2.2.Neokeynesyen Görüş

            Neokeynesyen gelir dağılımı teorileri bir neoklasik yaklaşıma tepki,Keynes ve Kalecki yaklaşımlarının bir uzantısı olarak ortaya çıkmıştır.Kaldor,Pasinetti ve Robinson’nun  Gelir dağılımı ile ilgili olarak geliştirdikleri modeller vardır.[26]

1.3.3.Sosyalist  Görüş

            Sosyalist düşünce, Keynesyen yaklaşım gibi kısmi bir eleştiri yapmamış, Klasik düşünceyi temelden sarsan  ve bu düşünceyi tümden reddeden bir tepkidir.Gelir dağılımı geniş anlamda tarih içinde gelişen üretim ilişkilerinden doğmaktadır.Toplumu oluşturan iki kesimin çıkarları çatışır.Kapitalist sistem ücretleri düşürmek yönünde hareket eder,işçiler daha fazla ürettikleri oranda yoksullaşırlar.Gelir dağılımını sağlamak için sistemin tamamen değişmesi gerekir.[27]

 

1.4.Gelir Dağılımını Belirlemede Kullanılan Ölçütler

1.4.1.Lorenz Eğrisi ve Gini Katsayısı

Lorenz eğrisi,bir ülkede elde edilen milli gelirin toplumun değişik katmanları tarafından elde edilen payları birikimli olarak gösterir.Hane halkı başına gelir en küçükten en büyüğe doğru sıralanır  ve toplumun belirli bir yüzdesinin milli gelirden aldığı yüzde paylar belirlenir.[28]  

                   Tablo 1:Lorenz Eğrisi,Gini Katsayısı

Gelirin kümülatif payı

%100                                                

%80

%60

%40             A

%20                       B

           %20   %40  %60  %80  %100

         Nüfusun kümülatif payı

Kaynak:Hülya Kirmanoğlu,Kamu Kesimi Ekonomisi;s.200

 

Şekil incelendiğinde çapraz hat mümkün olan en adil gelir dağılımını ifade etmektedir. Gerçek hayatta gelirin tamamen eşit dağıtıldığı hiçbir toplum yoktur.Fakat bütün ülkelerin hedefi de en adil gelir dağılımına ulaşabilmektir.Lorenz eğrisi,bu mutlak eşitliği gösteren çaprazdan az yada çok bir sapma gösterir.Bu sapma ne kadar fazla olursa gelir dağılımı o kadar bozuk demektir.Bu sapmayı ifade eden katsayıda Gini katsayısıdır.[29]

İtalyan istatistikçi Corrado Gini tarafından ortaya atılmıştır.Lorenz eğrisi gösteriminden elde edilen Gini katsayısı eşitsizlik ölçümünü tek bir sayı ile ifade eder.[30]

Gini katsayısı çapraz  eğri ile lorenz eğrisi arasında kalan kısmın (A),bütün üçgene  (A+B)  bölünmesi ile bulunur.Gini katsayısı 0  ile 1 arasındadır. Bu katsayı 1’e ne kadar yakınsa gelir dağılımı o kadar kötü demektir.[31]

Tablo2: Türkiye Lorenz Eğrisi’ne  Yüzdelik Dilimlerde Gelir Dağılımı ve Gini Katsayısı

Dilimler

2002

2003

2004

2006

Birinci %20

5,3

6

6

6,1

İkinci %20

9,8

10,3

10,7

11,1

Üçüncü %20

14

14,5

15,2

15,8

Dördüncü%20

20,8

20,9

21,9

22,6

Beşinci %20

50,1

48,3

46,2

44,4

Gini katsayısı

0,44

0,42

0,40

0,38

Kaynak:TÜİK

Dünya bankası kalkınma göstergelerine göre,Danimarka 24,7 ile gelirin en adil dağıtıldığı  ülke,Japonya 24,9 ile ikinci sıradadır.Gelir dağılımı en bozuk ülke 0,77 ile  Nambibya’dır.[32]

 

1.4.2.Dalton-Atkinson  Ölçütü

            Bir toplumun mevcut gelir dağılımından mutlak eşitlik durumuna geçerken vageçmeyi kabul ettiği gelir Dalton-Atkinson ölçütü olarak kabul edilir.Toplumların daha eşitlikçi bir gelir dağılımı tercih ettikleri varsayımına dayanır.[33]

            1.4.3.Yoksulluk Oranı Endeksi

            Yoksulluk oranı endeksleri yoksulluğu durağan bir kavram olarak  alır.tek bir ölçülebilir göstergeye dayanarak nüfusu yoksullar ve yoksul olmayanlar şeklinde iki gruba böler ve yoksulluk çizgisinin altında kalanlar  üzerine yoğunlaşır.

           

 

 

 

 

2.GELİR DAĞILIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER VE DÜZENLEYİCİ POLİTİKALAR

 

 

2.1.Gelir Dağılımını Belirleyen Etmenler

 

Gelir dağılımı çalışmaları,gelir dağılımı ile ekonomik,sosyal kurumlar arasındaki ilişkileri,zengin ve yoksul arasındaki gelir farklılığının zaman içindeki gelişimini,gelir eşitsizliğinin servet,sermaye ve büyüme üzerindeki etkilerini anlamamızı sağlar ve böylelikle bu duruma en uygun  iktisat politikaları yürütülebilir.[34]

 

            Demokratik toplumlarda,bireylerin gelirlerinin esas belirleyicileri  eğitim,meslek seçimi,çalışma ya da aylaklık,tasarruf,tüketim  gibi kararların ne ölçüde birey tarafından özgür ve bilinçli bir seçim ile gerçekleştiği ile bağlantılıdır.bu tercihlerde bazen bireyin kontrolü dışında oluşabilir.[35]

 

Piyasa yapısı, Neoklasik yaklaşım piyasada tam rekabet şartlarının geçerli olduğunu,üretim faktörlerinin üretimden aldığı payın marjinal verimliliklerine eşit olduğunu kabul eder.Ancak günümüzde tam rekabet şartları tam olarak gerçekleşmemekte  ve bu nedenle üretim faktörleri gelirden hak ettiği gelir alamamakta bu nedenle gelir dağılımını bozukluklar   ortaya çıkmaktadır.[36]

 

Beşeri sermaye olarak adlandırılan,emeğin eğitim düzeyi ve nitellikleri arasındaki farklılıklar da gelir dağılımını bozucu etki oluşturmaktadır.[37]

Servetin dağılımına ilişkin kurumsal düzenlemeler gelir bölüşümü analizine dahil edilmelidir. Yasa ve mülkiyet arasındaki ilişki kurumların alışılagelmiş yapıları  ve miras olgusu bu yaklaşımın temelini oluşturur.[38]Miras sistemi ve küçük toprak sahibi olan çiftçilerde hızlı nüfus artışı  arazilerin bölünmesine neden olmakta ve giderek mülksüzleşme oluşmakta böylelikle gelir dağılımı düşük gelirli gruplar aleyhine bozulmaktadır.[39]

 

Teknolojik gelişme düzeyi, teknoloji düzeyinin yetersiz olduğu ülkelerde emek yoğun istihdam biçiminden teknoloji yoğun istihdam biçimine geçişle birlikte niteliksiz emek işsizlik olgusuyla karşılaşabilir. Sermaye yoğun sisteme geçişle birlikte bu ülkelerde ilk elenenler niteliksiz emek sahipleri olur.Bu durumda da  gelir dağılımı niteliksiz emek sahiplerinin aleyhine değişecektir.[40]  Ayrıca servet ve intikal vergilerinin çok düşük düzeyde kalması zenginlerin çocuklarına gelir aktarımlarının düşük vergileme ile yapılması da gelir  dağılımının nedenlerinden biri olarak gösterilebilir.

            Siyasal sürece katılım noktasında örgütlenme düzeyi de gelir dağılımında belirleyici olmaktadır. Sendikalar bu noktada örnek gösterilebilir.Memur sendikaları iktidar üzerinde baskı unsuru olabildiği sürece gelir dağılımı memurlar lehine düzelebilecektir.Aynı şekilde düşük gelir grupları da  siyasiler üzerinde baskı grubu özelliği kazanabilirlerse  gelir dağılımını kendi lehlerine çevirebilirler.Aksi halde sadece seçin dönemlerinde hatırlanırlar.[41]           Kamusal mal ve hizmetlerin niteliği ve dağılımı da önemli bir unsurdur.Adil bir  toplum ve kabul edilebilir bir gelir eşitsizliğine sahip olabilmenin  olabilmenin yolu toplumdaki herkesin    eğitim hakkı,sağlık hakkı,kamusal mal ve hizmetlerden yararlanma hakkının eşitlikçi bir biçimde olması ile sağlanır.[42]Eğer bu tür kamu  hizmetlerine ulaşımda sıkıntılar, eşitsizlikler olursa gelir dağılımını  bozucu etkiler görülür.

            Merkezi planlama,serbest piyasa ekonomisi,karma ekonomi,sosyal piyasa ekonomisi gibi sistemler uygulanan ülkelerin gelir dağılımında ki eşitsizlik seviyelerinde belirleyici olmaktadır.[43]

   Bir ülkede   bölgesel gelişmişlik farkları fazla ise o ülkede gelir dağılımında adaletsizlik kaçınılmazdır.Ülkemizden örnek verirsek,ülkemizin batısının vergi gelirleri ile doğusunun vergi gelirleri arasındaki fark aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

            Tablo 3: İller arası vergi Gelirleri-  - Yıl:2010

İLLER

BRÜT (TL)

BRÜT(TL)

 

TAHAKKUK

TAHSİLAT

İSTANBUL

115.861.251.754

103.141.108.918

ANKARA

35.901.550.350

28.834.928.412

KOCAELİ

30.021.716.615

28.217.849.002

İZMİR

26.706.184.600

23.885.266.281

TUNCELİ

54.841.156

48.002.544

BATMAN

260.484.746

206.966.256

ŞIRNAK

209.924.213

140.161.760

ARDAHAN

41.132.365

33.164.871

IĞDIR

106.694.239

66.541.988

          Kaynak:BUMKO

Tabloda görüldüğü gibi  İstanbul’un vergi geliri ile en düşük vergi gelirine sahip olan Ardahan arasında yaklaşık 30 kat bir fark vardır.Bu durumda bölgeler arası dengesizliklerin gelir dağılımını bozucu etkisini ispatlamaktadır.

 

 

2.2..Gelir Dağılımında Adaleti Sağlamaya Yönelik Politikalar

 

 

 

Gelir dağılımı politikasının neyi amaçlandığı çok önemlidir.Mesela eğitim ve sağlık desteğiyle beraber insanların üretkenliklerini sağlayarak mı fırsat eşitliği oluşturulacak ve böylece gelir dağılımı düzeltilecek yada eşitsizliği yok etme veya yoksulluğu doğrudan azaltma üzerinde mi durulacak.Bu amaçlar kullanılacak araçlar açısından önemlidir.[44]

 

2.2.1.Ücret Politikası

 

Ücret,bir çok açıdan sosyal adaletin göstergesi niteliğindedir.Ücretin iki temel işlevi bulunmaktadır.Gelir olarak ele alındığında  ücret,üretim sonucu oluşturulan gelirin toplumsal kesimlerde dağılımını sağlar,maliyet olarak ele alınırsa çeşitli üretim faktörlerinin hangi oranlar içersinde kullanılarak üretimin yapılacağını belirlemektedir.[45]

 

Ücret düzeylerinde aslında sendikalar ile  işveren arasında bir çatışma yaşanmaktadır.İşveren karlılık düzeyini azaltacak ücret miktarını işçisine ödemek istemez,aynı şekilde sendikalarda üyesinin refahını azaltacak ücret düzeyinde çalışmasını istemez.Burada aslın sendikanın pazarlık gücü ve işverenin rekabet ve karlılık düzeylerine göre sonuçlanır. Devlet çeşitli dönemlerde işçi ve işveren arasındaki pazarlık sürecine müdahale edebilir.Devlet müdahalesi ile alınan ücretler biraz daha adil gelir dağılımı sağlayan yönde olabilir.[46]

            İşçinin ailesi ile birlikte olağan ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir düzeyde devlet tarafından asgari ücret düzeyi belirlenmelidir.Bu şekilde ücret politikası yoluyla gelir dağılımında eşitlikçi durum sağlanmaya çalışılabilir.[47]

2.2.2. Fiyat Politikası

 

 Fiyat politikası ücret politikasıyla direkt ilişkilidir.Reel ücret fiyatlara bağlıdır.Fiyatlardaki yüksek oranlı artışlar dar gelirli ailelerde  önemli reel gelir kayıpları oluşturur.Reel gelirin artırılması halkın geniş büyük kesimi için önemlidir.devlet fiyat politikası ile temel mallara müdahale ederek dar gelirlileri korumayı amaç edinir.[48]Temel ihtiyaç maddeleri için tüketicilerin gelir dilimlerine bakılarak farklı fiyatlandırmanın uygulanması gelir dağılımını dolaylı olarak iyileştirebilecek bir politika aracı olarak kullanılabilir.[49]

2.2.3. Servet Politikası

 

Servet politikası temelde eşitsiz dağıtılan servetlerin mümkün olduğunca eşit olarak dağıtılmasını amaçlar.Varlığı fazla olandan az olana doğru bir varlık akımı gerekmektedir.Ancak hukuksal olarak engeller vardır.Servet politikasının uygulanabilmesi için yasal değişikliklere gidilmesi zorunludur.[50]

Servet dağılımındaki eşitsizlikleri gidermenin yolu gelir getiren serveti özel mülkiyete konu olmaktan çıkarmak,şeklinde yapılması demokratik toplumlarda imkansızdır.Ancak servet mülkiyeti üzerine sınırlama konularak servetsizlere servet edindirilebilir.[51]

 

2.2.4. Vergi  politikası

 

Servet vergileri bina,otomobil, gibi belli bir servet üzerinden alındığı için gelir dağılımında servete bağlı gelir dağılımı dengesizliklerinin giderilmesinde önemlidir.Vergi uygulamasında dolaylı vergiler marjinal tüketim eğilimleri yüksek olan düşük gelirli kesim için gelir dağılımını bozucu etki yapmaktadır.Ücretlilerden alınan vergi oranlarının  yüksekliği  ve asgari ücretlerin büyük oranda vergilenmesi de emek aleyhine sonuçlanır. [52]

 

Vergi politikası kapsamında en az geçim indirimi uygulaması ve artan oranlı gelir vergisi uygulamaları da gelir dağılmındaki adaletsizliği düzeltici etki yapar.[53]

 

2.2.5. Fırsat Eşitliğinin Sağlanması

 

Eğitim hakkı kişinin doğuştan sahip olması gereken bir hak olarak tanımlanmaktadır.Eğitim konusunda 1970 li yıllardan sonra özellikle hakim görüş  haline gelen Neo-liberal politikaların etkisiyle devlet tarafından sunulmalı mı yoksa,sadece özel  sektöre devredilmeli mi tartışması ortaya çıkmaktadır.Eğitimin gelir dağılımını belirleyici etkisini incelediğimizde,gelir düzeyi düşük ailelerin çocukları uygun fırsat eşitliği koşullarında kamuya ait okullarda yüksek gelir getirici mesleklerin (Doktor,Mühendis v.b.) eğitimini alarak  düşük gelir seviyesinden kurtulabilir.Eğitimde fırsat eşitliği koşuluyla oluşan kamu eğitim harcamaları bu şekilde gelir dağılımını düzeltir.Neo-liberaller ise bu konuda eğitimin sadece özel sektör  tarafından verilmesi gerektiğini savunur.Bu varsayım altında ise sadece zengin ailelerin çocukları eğitim görecek ve servet aktarımı zengin aileden   yüksek gelir düzeyine sahip olacak meslekleri yapacak olan zengin ailelerin çocuklarına kalacaktır.Bu da gelir dağılımında adaletsizliği artıran bir durumdur.[54]

 

2.2.6. Sosyal Güvenlik Harcamaları

 

Sosyal güvenlik, kaynakların veya gelirlerin yeniden dağıtımını sağlayarak sosyal riskleri gideren  sistemlerin bütünüdür. Sosyal risk kavramı yaslılık, malullük, ölüm, hastalık yardımları, sağlık, analık, is kazası, aile yardımları ve issizliği kapsamaktadır.Sosyal güvenlik ödemelerinin temeli, bireylere ve ailelere ekonomik ve sosyal risklerle karsılaşmaları halinde hayat standartlarının belirli bir seviyenin altına düşmeyeceği garantisini sağlamaktır. Ancak bu yapılırken, daha düşük düzeyde gelire sahip olanların, yüksek gelir gruplarına göre daha fazla desteklenmeleri sağlanmalıdır. İkinci özelliği ise ekonomide; çalışanlardan işsizlere, yaşlılara ve malullere doğru olmak üzere gelirin yeniden dağılımının bireyler arasında sağlanmasıdır. Bu durumda kamu harcamaları sayesinde sağlanmaktadır.

 

2.2.7. Tarım Reformu

 

            Gelir bölüşümün de ortaya çıkan dengesizliklerin önemli nedenlerinden biride toprak dağılımındaki dengesizliklerdir.Toprak reformu yapılarak ve çiftçiler  ödemeyecekleri bir borç altına sokulmadan biraz da devlet tarafından sübvanse edilerek toprak reformu gerçekleştirilmeli ve tarımsal kredi olanaklarıyla da desteklenmelidir.[55]

 

Tarım politikaları genel olarak ürünün fiyatını destekleme politikaları, girdi  sübvansiyonları ve dolaylı destekler olarak  sınıflandırabiliriz. Tarım programlarındaki  en ilginç unsur,üreticilere üretime devam etmelerini sağlayan destekler sunması ve ödemelerin dağıtıcı etkileri toplumun diğer kesimlerini de etkilemesidir.[56]

            ‘Ancak, belirli maddeler için yapılan sübvansiyonlar sadece belirli grup üreticileri ve belirli girdileri kullanan kesimi desteklediğinden, bundan tarım kesiminin kendi içindeki gelir dağılımı da olumsuz etkilenebilmektedir’[57]

 

2.2.8. Faiz Ödemeleri

 

 

Faiz ödemeleri  kamunun transfer harcamaları niteliğinde olmaktadır.Devletin borçlanma dolayısıyla,borç veren kişilere yaptığı transfer ödemesi niteliğindedir.gelir dağılımında doğrudan etkilemektedir.Faiz ödemelerinin kimlere yapıldığı incelenmelidir.Düşük gelir sahiplerinin tasarruf kabiliyeti az olması ve borç verenlerinde yüksek gelir grupları olduğu dikkate alınırsa faiz ödemelerinin aslında fakirlerden ,zenginlere bir gelir transferi olduğu düşünülebilir.[58]

                        Devlet vadesi gelen  borçlarını  vergilerle finanse etmektedir.Vergilerin toplumun tüm kesimleri tarafından ödendiği düşünüldüğünde yüksek gelir grupları vergi ödeyecek fakat,aynı zamanda faiz geliri elde etmiş olacak ancak düşük gelir grupları sadece vergi ödeyici konumda olacaktır.Bu durumda gelir dağılımını bozucu etki oluşturacaktır.Az gelişmiş ülkelerde ve Gelişmiş ülkelerde çok sık rastlanan dolaylı vergiler borçlanmanın finansmanı açısından yoğunlukla kullanıldığı düşünüldüğünde ise gelir dağılımının  bu tür ülkelerde neden daha bozuk olduğu açıklanabilir.

 

2.2.9.Rekabeti Engelleyici Politikaların Ortadan Kaldırılması

Piyasada söz sahibi olan büyük firmalar  kartel,tröst,doğal tekel oluşturarak mutlak maliyet avantajlarından yararlanarak veya limit fiyat uygulayarak rekabeti engelleyebilirler.[59]

            Bu nedenle Devletlerin bir rekabet kurulları oluşturması ve bu kurulları dinamik yetkilerle donatmalıdır.Bu şekilde ekonomide bir kartelleşme,tröstleşme eğilimleri görüldüğünde devlet bu kurumlar sayesinde müdahale etmelidir.Bu şekilde ekonomi yazınında belirtildiği gibi her zaman aşırı kar  ile çalışan bu tür kurumların gelir dağılımını bozucu etkisi ortadan kaldırılabilir.

 

 

2.2.10.Negatif Gelir Vergisi Uygulaması

Friedman tarafından önerilen bu modelde,her aileye garanti edilmşi bir gelir düzeyi belirlenecek asgari olarak yaşamını devam ettirebilmesi için o ailenin bu garanti gelir devlet tarafından düzenli olarak ödenecek.Kişi çalışmaya başladığında  aldığı ücret garanti gelirin altında ise farkı devlet ödemeye devam edecek,eğer üzerinde ise devlet yardımı kesecek.Kişi işten çıktığında devlet aileye tekrar yardım parası verecek,bu şekilde kişinin gelir belli bir seviyenin altına inmemektedir.[60]

 

 



[1]Süleyman Ulutürk,Devrim Ersezer, ‘Gelir,Gelir Dağılımı Yaklaşımları ve  Devletin Rolü’ ,İstanbul Üniversitesi,İktisat Fakültesi,Maliye Araştırma Merkezi Konferansları,47.Seri,2005,s.89  http://www.iudergi.com/tr/index.php/iktisatmaliye/article/view/7780(19.12.2011)

[2] Abuzer Pınar,Maliye Politikası,3.baskı,Naturel Yayınevi,Ankara,2010,s.307

[3] a.g.k.,s.308

[4] a.g.k.,2010,s.307

[5] Beyhan Ataç,İzettin Önder,Salih Turan,Maliye Politikası Teori ve Uygulama,5.baskı,AÖF Yayınları, Eskişehir,2008,s.284

[6] İsmail Türk,Maliye Politikası,23.baskı,Turhan Kitabevi,Ankara,2010,,s.315

[7] Pınar,a.g.k.,s.308

[8] Rıdvan Karluk ve diğerleri,Türkiye Ekonomisi,Anadolu Üniversitesi yayınları,yayın no:2167,Eskişehir,2010,s.143

[9] Pınar,a.g.k.,s.310

[10] Nazım Öztürk,İktisatta Bölüşüm Kuram,Politika,Palme Yayıncılık,Ankara,2009,s.20

[11] Türk,a.g..k.,s.314

[12] Öztürk,a.g.k.,s.25

[13] Öztürk a.g.k.,s.25

[14] Pınar,a.g.k.,s.316

[15] Hülya Kirmanoğlu,Kamu Kesimi Ekonomisi,Beta yayınevi,İstanbul,2007,s.207

[16] Öztürk a.g.k.,s.25

[17] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.89

[18] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.91

[19] Serdar Çelik,Gelişmekte Olan Ülkelerde Maliye Politikalarının Gelir Dağılımına Etkisi,Ankara Üniversitesi,Sosyal Bilimler Enstitüsü,Maliye Anabilimdalı(Yayınlanmamış Doktora Tezi),Ankara,2007

[20] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.92

[21] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.95

[22] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.96

[23] Coşkun Can Aktan,Anayasal İktisat,İz Yayıncılık,İstanbul,1997,s.19

[24] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.98

[25] Dilek Yaşin, Türkiye’de Büyüme, Gelir Dağılımı ve İşsizlik Arasındaki  İlişkinin Analizi (1987-2009): Büyüme, Daha Adil Gelir Dağılımını  Getirdi Mi? İşsizliği Azalttı Mı?, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/iletisimgm/dilek_yasin.pdf,(12.11.2011)

[26] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.99

[27] Ulutürk,Ersezer,a.g.m.,s.102

[28] Pınar,a.g.k.,s.311

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !